Arapça Öğretmekteki Amaç

Bir tohumun çatlaması, fidana durması, ağaca dönüşmesi, kısacası dal budak salması öyle birden bire olmaz. Hayat bulabilmesi için zamana ihtiyacı vardır. Uygun ortama ihtiyacı vardır. Çatlayan tohumlar için ülkemiz artık çok büyük bir oranda uygun hale getirilmiştir.

Aslında hepimizin bildiği hikayedir. İslamcı zihniyet, Cumhuriyetle birlikte -buna burjuva devrimle de diyebiliriz- devlet yönetiminden uzaklaştırılmış, Batı normlarına uygun bir hayat oluşturulmuştur. Buna uygun olarak eğitim sistemi de eğitimin içeriği de değiştirilmiş, halkın okuma – yazma öğrenmesini daha da kolaylaştıracağına inanılan Latin alfabesine geçilmiştir. Latin alfabesine geçiş aynı zamanda bir kültürden kopuş anlamına gelir.

Atatürk ve yanındaki kadro şunu iyi biliyordu ki Arap alfabesi ile eğitim-öğretim sürdüğü sürece ulusunu arzuladığı Batılı toplum haline dönüştüremeyecek ulusunun aklı hep Arap kültürüne takılı kalacaktır. Yukarıda söylediğim gibi Cumhuriyet yalnızca saltanatın kaldırılması değil aynı zamanda “İslamcı düşünceye” karşı da yapılmış bir devrimdir.

Hilafetin kaldırılması, tevhidi tedrisat kanunu, tekke ve zaviyelerin kapatılması bunun en önemli göstergeleridir.

Bugün olana bitene baktığımızda ülkemizde Cumhuriyet ile değişen toplumun uzaklaştırıldığı -kurtarıldığı– unsurlarla yeniden karşılaştırıldığını, bu unsurlar adına yeniden bir doğuş yaşandığını söyleyebiliriz.

Ne yapılıyor peki?

Sıcak olan bir şeyi söyleyelim: Arapça öğretimi. İlköğretimin 4. sınıfından itibaren seçmeli olarak okutulacak.

İyi niyetle baktığımız zaman dilimize pelesenk olan “Bir dil bir insan; iki dil iki insan.” şeklinde yaklaşabiliriz.

Bir de Arapça öğretim programının amaçlarına baktığımızda salt bu kadar masum olmadığını söyleyebiliriz. Ne yazıyor bu amaçta: “Kendi kültür değerlerini yabancılara aktarma, hedef dili konuşan ülkelerin kültür değerlerini fark edebilme ve hedef dilin yaşadığı kültürü tanıma(¹)” Yani dilini öğrendiğin toplumu değiştirme, hem de onlardan etkilenerek onlara benzemeyi hedeflediğini söyleyebiliriz.

Belleklerimizi zorlayalım, Arap ülkelerinde yaşanan ve sürmekte olan rejim değişikliklerini hatırlayalım. Arap ülkelerinde yaşanan bu değişikliklerin yarattığı beklentilerden biri Türkiye’ye yakın, benzeyen rejimler kurulmasıydı. Başbakan buralara yaptığı gezilerde de laikliğe atıfta bulunarak “ben laik değilim ama devlet laik olabilir” şeklindeki söylemlerle bu niyeti ortaya koymuştur.

İşte bugün yapılan her şey bu niyet bağlamında değerlendirilmelidir. Türkiye, Müslüman Arap dünyasına örnek olarak gösterilirken örnek gösterilen de makul, kabul edilebilir hale getirilmelidir. Bu yüzden de sekiz yıllık kesintisiz ilköğretim kesintili hale getiriliyor, İmam – Hatip liselerinin orta kısmı açılıyor, tüm yönetim kadrolarına alabildiğine ilahiyat fakültesi mezunları yerleştiriliyor. Toplum muhafazakarlaştırılıp daha mistik hale getiriliyor.

Dini ritüeller ön plana çıkarılırken 19 Mayıs Bayramı gibi milli unsurlar ikinci plana atılıyor.

Sonuç olarak Arapça öğretimi, Kuran kurslarının açılması, toplumun daha da muhafazakarlaştırılması, laikliğin en alt düzeyde yaşanır olması hepsi ama hepsi tek bir şey içindir: O da Türkiye’nin hem askeri hem ekonomik hem de kültürel anlamda Arap ülkelerindeki Amerikan çıkarları için taşeron yapılmasıdır.

Zekai EKŞİ

¹ Egitimciyiz.com, “İlköğretimde Arapça Eğitim Dönemi Başlıyor” başlıklı haber

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.