» Kût’ül-Amâre Kutlamalarını Kim Kaldırdı?  » Asker Üniformalı Gösteriye İnceleme  » Danıştay: İş Bırakma Sendikal Faaliyettir  » Ortaylı: “Müfredatı Hazırlayanlar Düşük”  » Kutlu Doğum Haftası Kaldırıldı mı?  » Kursiyerlere Ek Ders Ücreti Ödenecek mi?  » MEB: “Saatle İlgili Çalışmamız Yok”  » Eğitim Sen’den Pisa 2015 Raporu  » 2017 Nöbet Görevi Ücreti Artıyor  » Eğitim Sen: Diyarbakır’da Tüm Üyelerimiz Göreve Döndü  » Dersler Daha Geç Başlayacak  » 8 Kentte Kar tatili  » TBMM Genel Kurulunda Terör Kınandı  » Artvin’de ve Giresun’da Okullar Tatil  » O İlde Okullar Bir Gün Tatil Edildi  » Türkiye Okuduğunu Anlamıyor!  » 934 Öğretmen Daha Göreve İade Edilecek  » Türkiye PISA 2015’te Sınıfta Kaldı  » Eğitim İş MYK’dan Eğitim Sen’e…  » 2017’de Hangi Günler Tatil?  » MEB: Hababam Sınıfını İzleyin  » Ekmek ve Kirada Alım Gücü Geriledi  » 1500 Engelli Öğretmen Atanacak  » Eğitim İş: “Başkanlık Sistemine Hayır”  » Greve Ceza AİHM’den Döndü  » Üç Yeni Sınav Görevi  » “Tazminatlar Dayanışmaya Aktarılacak”  » Yeni EBA Yayında  » Türk Eğitim Sen: “Başkandan Memur-Sen’e Ayar”  » İlk ve Orta Dereceli Okullar Tatil Edildi 
Eğitim Haberleri

Birleşik ve Kitlesel Mücadele Şart

A+  A- Birleşik ve Kitlesel Mücadele Şart

İlhami ŞAHBAZ

AKP Hükümeti seçimlerden önce aldığı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yetkisiyle, kamunun tasfiyesi ve çalışma hayatını sermayenin istekleri doğrultusunda düzenlemeye kaldığı yerden devam ediyor.

Eğitim, sağlık, yerel yönetim, sosyal güvenlik vb. kamusal hizmetler tamamen paralı hale getirilmeye çalışılırken, Ulusal İstihdam Stratejisi adı altında bu hizmeti üreten kamu emekçilerinin de kazanılmış haklarının yok edilmesini hedefleyen yasalar gündeme alınıyor. Yeni düzenlemelerle güvencesiz ve esnek çalışma yaygınlaştırılmak istenirken, bölgesel asgari ücret, özel istihdam büroları, kıdem tazminatının fona devredilmesi, çalışma sürelerinin uzatılması gibi hak gaspları da gündemdeki yerini korumaktadır.

2012 bütçesinde kamu emekçilerine dayatılan yüzde 3’lük zamlarla yoksulluk derinleşmektedir. Elektrik ve doğalgaza yapılan son zamlar, krizin beklenen olmaktan çıkıp yaşanmakta olduğunu göstermektedir. 4688 Sayılı Yasada yapılmak istenen değişikliklerle işlevsiz bir TİS düzeni, yasaklanan grev hakkıyla sosyal diyalogcu bir STK yaratılmak istenmektedir. Böylelikle eskisinden beter bir sendika yasasıyla Kamu Emekçileri mücadelesi denetim altına alınmak istenmektedir.

ÇÖZÜMSÜZLÜKTE ISRAR YENİ ACILAR GETİRDİ

Kürt sorununda bilindik “terör” ve “güvenlik” eksenli yaklaşım ve çözümsüzlükteki ısrar yeni acılar yaşamamıza neden olmaktadır. Devletin ve iktidarın tepe noktalarında yapılan açıklamalar şovenizm ve ırkçılığı tırmandırmakta, tehlikeli boyutlara taşımaktadır. KCK adı altında sürdürülen operasyonlar barış isteyen her kişi ve kurumu hedef haline getirmiştir. Van’da meydana gelen deprem, ırkçı ve faşist kesimlerin gayri insani yaklaşımını ve AKP’nin bölge halkına yaklaşımını ortaya koymaktadır.

Emek, demokrasi ve barış mücadelesi AKP’nin birincil saldırı hedefi haline gelmiştir. Saldırıların böylesi arttığı bir dönemde; KESK’te diğer konfederasyonlar gibi uzun süre süreci izlemekle yetindi. Sonrasında KESK, DİSK, TMMOB ve TTB “Sokağın Meclisi”ni kurmak için 8 Ekim de merkezi miting gerçekleştirildi. Kamu emekçilerinin ana kitlesinden kopuk, miting içinde mitingciklerin türediği, çok sese rağmen, taleplerin olmadığı miting, birçok yönüyle eskinin tekrarı olmaktan öteye geçemedi. Miting, emekçilerin dönemsel talep ve hedeflerinden daha çok, düzenleyicilerin siyasal yönelimlerinin açığa çıkmasına vesile olmuştur. Ancak bu miting ne kamu emekçilerinin sorunlarının çözümüne ne barış mücadelesinin yükseltilmesine ne de miting kararının bu şekilde alınmasında etkili olan anlayışların amacına hizmet etmemiştir. İşyerlerinden ve emekçilerin ana kitlesinden uzak bu eylemlerden ve sonuçlarından gerekli dersler çıkarılmamış olmalı ki benzer eylem kararları alınmaya devam edilmektedir. KESK, sendikalara gönderdiği bir yazıyla, 4688 sayılı yasa meclis gündemine geldiği gün tüm illerden belirlenmiş sayıda yönetici ve üyeyi Ankara’ya çağırmaktadır. Seçilmiş kadrolarla yasa geri püskürtülmek(!) isteniyor.

AYNI NEHİRDE İKİ KEZ YIKANILMAZ

Dönemsel talepler etrafında örgütlü-örgütsüz tüm emekçilerin katılımını esas alan birleşik bir mücadeleden ısrarla kaçınarak tüm taleplerin torbaya doldurulmasından oluşan bir eylemin ardından seçilmiş kadrolarla mücadele ediyor-muş gibi görünmek geçmişin kötü bir kopyası olmanın ötesine geçememektedir. İşyerlerini mücadelenin dışında tutmak, seçilmiş kadrolarla mücadeleyi sınırlandırmak bir zayıflıktan öte anlayış zaafını ortaya koymaktadır. KESK’te “yeni” döneme yön veren temel anlayış/anlayışlar, “eski”nin sularında kulaç atmanın ötesine geçememektedirler. Anlaşılan hakları koruma, hak ve özgürlükleri geliştirme mücadelesi yerine, seçilmiş kadroların protestosuyla sınırlı bir mücadelede(!) ki ısrar devam edecektir. Bunun da 2001 yılında sahte sendika yasasına karşı mücadelenin son eylemlerinde olduğu gibi, aynı deneyi defalarca yapıp farklı sonuçlar beklemekten öte bir anlamı yoktur. Emekçilerden ve işyerlerinin gündeminden uzaklaşan bir anlayışla bu sürece cevap olunamayacağı açıktır.

İŞYERLERİ VE BİRLEŞİK MÜCADELE ESAS OLMALI

AKP Hükümetini bu kadar pervasız yapan olguların başında emek cephesinin dağınıklığı gelmektedir. AKP’nin güdümündeki sendikaları saymazsak, niyetten bağımsız bu dağınıklıkta rolü olan konfederasyonlar ve sendikalar AKP’nin işini kolaylaştırmaktadır. Oysa emekçiler arasında gidişata dair hoşnutsuzluk giderek büyümekte, öfke birikmektedir. Gelecek kaygısı temel talep haline gelmiştir. Dönem emekçilerin birleşik mücadelesini yaratmada fazlaca olanaklar sunmakta ve birlikte mücadele zeminini her geçen gün güçlendirmektedir. Yeter ki sendikalar bu olanağı gerçeğe dönüştürme yeteneği gösterilebilsin, işyerlerinde sürece dair etkin bir aydınlatma faaliyeti ile birlikte, işyeri merkezli eylem ve etkinlikler örgütlenebilsin.

DÖNEMİ ANLAMAMAK

Saldırılar ve gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde yeni bir dönem de olduğumuza kuşku yoktur. Saldırılar yenilenerek ve genişleyerek gelmektedir. İşyerlerindeki emekçiler gündeme getirilen her hak kaybı için “bu kadar da olur mu” sorusuna yanıt aramaktadırlar. Dönem, iş ve gelir güvencesinin hedefe konulduğu bir dönemdir. Kürt sorununda savaş ve şiddet politikalarına yeniden dönülmüştür. Dönemin yeni ve umut veren gelişmesi ise; ezilen, sömürülen, dışlanan, kimliği ve kültürü yok sayılan milyonlarının bir araya gelerek birleşik bir mücadele merkezi inşa etme girişimidir. Halkların Demokratik Kongresi şimdiden emek mücadelesinin ilerletilmesi bakımından önemli bir dayanak haline gelmeye adaydır. Bir mücadele merkezi olmaya doğru ilerleyen Kongre-Blok hareketinin karşısına “sol”dan bir zorlama ile ‘sokak meclisi’ inşa çabası, dönemi anlamamaktır. Aynı zamanda dönemsel bakımdan emek ve demokrasi mücadelesinin görev ve sorumluluğundan kaçmaktır.

Gelişmeleri ve emekçilerin taleplerini görmek istemeyen anlayışlardan, süreci emekçilerin lehine çevirme yeteneği beklenmemelidir. Süreç yerel örgütlerimize önemli görevler yüklemektedir. Mücadelen yana olanlar için, kazanmanın, ilerlemenin ve süreci tersine çevirmenin anahtarı işyerlerindedir. Yukarıdan beklentiye girilmeden, işyeri çalışmasının güçlendirilmesiyle, emekçilerin birliği ve mücadelesi büyüyecek, sendikal bürokrasi aşılacaktır. Şimdi durumdan vazife çıkarmanın zamanıdır.

Bu haber GÜNCEL, SENDİKA kategorisi altında 8 Kasım 2011 tarihinde eklenmiştir. "Birleşik ve Kitlesel Mücadele Şart" başlıklı haberimize yapılan yorumları RSS bağlantısı ile takip edebilirsiniz.

  1. hdpdemirtas

    1- Öykü kitabıma gösterilen ilgi ve dayanışmadan dolayı herkese çok teşekkür ediyorum. Bu kitap, aslında hepimizin… https://t.co/PsxFMSmPGf

  1. MHP_Bilgi

    24 Kasımda, Ataması Yapılmayan Öğretmenlere 40 Bin Kadro Verilmesi İçin Mücadele Ediyoruz. https://t.co/Rm8xpntXY9

  1. tcbestepe

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: “DEAŞ, bizzat bu örgüte karşı mücadele ettiğini söyleyen güçler tarafından icat edilmiş, sil… https://t.co/lQ9OT1J6n8

  1. 4856istanbul

    RT @tcbestepe: Cumhurbaşkanı Erdoğan: “DEAŞ, bizzat bu örgüte karşı mücadele ettiğini söyleyen güçler tarafından icat edilmiş, silahlandırı…

  1. KymkIlker35

    RT @dribrahimsozen: Rasim Ozan Kütahyalı: “Ben Fetullah Gülen’i seven bir adamım, bana Fetullahçı diyorlar, bundan da hiç rahatsız olmam”..…

Yorum yaz


Site içeriğini kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
Haberlere yapılan yorumlar yorum sahiplerinin sorumluluğundadır, egitimciyiz.com sorumlu tutulamaz.
Bilgi
4