» Kût’ül-Amâre Kutlamalarını Kim Kaldırdı?  » Asker Üniformalı Gösteriye İnceleme  » Danıştay: İş Bırakma Sendikal Faaliyettir  » Ortaylı: “Müfredatı Hazırlayanlar Düşük”  » Kutlu Doğum Haftası Kaldırıldı mı?  » Kursiyerlere Ek Ders Ücreti Ödenecek mi?  » MEB: “Saatle İlgili Çalışmamız Yok”  » Eğitim Sen’den Pisa 2015 Raporu  » 2017 Nöbet Görevi Ücreti Artıyor  » Eğitim Sen: Diyarbakır’da Tüm Üyelerimiz Göreve Döndü  » Dersler Daha Geç Başlayacak  » 8 Kentte Kar tatili  » TBMM Genel Kurulunda Terör Kınandı  » Artvin’de ve Giresun’da Okullar Tatil  » O İlde Okullar Bir Gün Tatil Edildi  » Türkiye Okuduğunu Anlamıyor!  » 934 Öğretmen Daha Göreve İade Edilecek  » Türkiye PISA 2015’te Sınıfta Kaldı  » Eğitim İş MYK’dan Eğitim Sen’e…  » 2017’de Hangi Günler Tatil?  » MEB: Hababam Sınıfını İzleyin  » Ekmek ve Kirada Alım Gücü Geriledi  » 1500 Engelli Öğretmen Atanacak  » Eğitim İş: “Başkanlık Sistemine Hayır”  » Greve Ceza AİHM’den Döndü  » Üç Yeni Sınav Görevi  » “Tazminatlar Dayanışmaya Aktarılacak”  » Yeni EBA Yayında  » Türk Eğitim Sen: “Başkandan Memur-Sen’e Ayar”  » İlk ve Orta Dereceli Okullar Tatil Edildi 
Eğitim Haberleri

Çalışma Sürelerinin Kısaltılması Üzerine

A+  A- Çalışma Sürelerinin Kısaltılması Üzerine

Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU* Fransız Devrimi ve ona paralel olarak gerçekleşen sanayi devrimi ile birlikte “çalışma özgürlüğü” adı altında patronların emri altına alınan, yaşamak için işgüçlerini satmaktan başka hiçbir şeyleri olmayan işçiler, kendilerine dayatılan her türlü koşulu kabul etmek zorunda kaldılar.

Sanayi devriminin ilk yıllarında işçilerin uzun çalışma saatlerine karşılık düşük ücret almaları, zamanla hiçbir koruyucu önlem alınmaksızın kadın ve çocukların günümüze kıyasla çok uzun süreler fabrikalarda çalıştırılmalarını beraberinde getirdi.

İşçi sınıfının kitlesel ve örgütlü mücadelesinin temel dayanaklarından birisi olan çalışma sürelerinin kısaltılması talebi, işçilerin fabrikalarda 15–16 saat çalışmak zorunda bırakıldığı yıllardan itibaren işçi sınıfının ve sendikaların öncelikli talepleri arasında yer aldı. 19. yüzyılda işçi sınıfının başta sendikaları aracılığıyla yürüttüğü çalışma sürelerinin kısaltılması mücadelesi, 19. yüzyılın ortalarından itibaren “8 saat çalışma, 8 saat dinlenme, 8 saat kendini yeniden üretme” talebi etrafında şekillenerek, dünyanın dört bir yanında sendikal mücadelenin öncelikli konu başlıklarından birisi oldu. İngiltere ve ABD başta olmak üzere pek çok ülkede işçi sınıfı, “8 saatlik işgünü” mücadelesi üzerinden örgütlü gücünü ve etkisini arttırmaya başladı. İşçi sınıfının yürüttüğü örgütlü mücadele sonucunda çalışma süreleri kısaltılabildi.

Çalışma sürelerinin kısaltılması, tarih boyunca işçi sınıfı ve onun örgütlü güçleri ile burjuvazi ve onun hizmetindeki hükümetler arasındaki temel mücadele alanlarından birisi olmuştur. İşçiler, özellikle sendikaları aracılığı ile yaptıkları toplu pazarlık görüşmelerinde, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanması, çalışma yaşamının insanileştirilmesi, işçinin iş dışında kişiliğini geliştirmesine olanak tanınması ve ekonomik durgunluk döneminde işsizliğin artmasının engellenmesi gibi nedenlerle haftalık ve günlük çalışma sürelerinin kısaltılması için çeşitli öneriler ileri sürmüşlerdir. İşin ve işçinin korunması yolunda alınan tedbirlerin en başında çalışma sürelerinin sınırlandırılmasının gelmesi, çalışma sürelerinin işçilerin lehine düzenlenmesi sorunun önemini arttırmıştır.

Çalışma sürelerinin esnekleşmesi ve kısmi süreli çalışma

Çalışma süresi denildiği zaman, yasal olarak, “işçinin kendisini işverenin emrine amade tutmak zorunda olduğu süre” anlaşılır. Çalışma süresini düzenlenmesi yetkisi, kural olarak “işveren”e, yani kapitaliste aittir. İşçinin, çalışırken, kendisini süresiz bir biçimde sürekli olarak sermaye sahibi kapitalistin “emrine amade” tutması, işçiler açısından son derece ağır sonuçlara yol açtığından, işçi sınıfının mücadelesi sonucunda burjuvazi çalışma sürelerini yasal olarak kısaltılmak zorunda kalmıştır.

Çalışma sürelerinin yasal olarak düzenlenmesi bakımından Türkiye’deki duruma baktığımızda, işveren karşısında zayıf olan işçinin korunması düşüncesinden hareketle, çalışma sürelerine kimi sınırların getirildiği görülür. Çalışma sürelerini ilk kez düzenleyen 1936 tarihli, 3008 Sayılı İş Kanunu, haftalık ve günlük çalışma süresi ölçütlerini benimseyerek, işçinin işte geçireceği normal süreye sınırlar koymuştur . Kanunda haftalık çalışma süresi genel olarak 48 saat olarak belirlenmiş, Cumartesi günü tam veya kısmi çalışılmasına göre, diğer günlerdeki normal çalışma sürelerinin üst sınırlarını göstermiştir.

Çalışma süreleri ile ilgili hukuksal sınırlamalar, işyerine veya yürütülen işlere yönelik olmayıp, genellikle “işçilere” ilişkindir. 4857 sayılı iş kanunundan önce yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanunu’ndaki çalışma süreleri ile ilgili düzenlemelerde, sanayi toplumuna geçişteki standartlaştırma ilkesi benimsenmiş ve çalışma sürelerine esneklik getirmek yerine, zaman ve programa bağlı, sıkı ve katı düzenlemelere gidilmiştir. Haftalık çalışma süresinin iş günlerine eşit ölçüde bölünmesi zorunluluğu ile günlük çalışma süresine de azami bir sınır getirildiğinden, işyerinde günlük çalışma sürelerinin esnekleştirilmesi olanağı büyük ölçüde sınırlanmıştır.

2003 yılında yürürlüğe giren 4857 Sayılı İş Kanunu’yla, özellikle çalışma süreleri ve özellikle bu sürelerle bağlantılı olarak düzenlenen esnek çalışma biçimleri açısından pek çok değişiklik yapılmıştır. Çalışma süreleri konusunda 1475 ile 4857 sayılı kanunların karşılaştırılmasında karşımıza çıkan ilk sonuç, kuşkusuz başta çalışma süreleri olmak üzere, pek çok noktada yaşanan esnekleşme uygulamalarının çalışma mevzuatına girmiş olmasıdır.

1970’lerden sonra meydana gelen ekonomik ve teknolojik gelişmeler, sermaye ve hükümetlerinin elinde, çalışma süresinin kısaltılmasına karşılık “esnek çalışma süreleri” fikrini ön plana çıkarmıştır. İşçi sendikalarının işçilerin herhangi bir kaybı olmadan çalışma sürelerinin kısaltılması taleplerine karşısında, patronlar ve onların çıkarlarının koruyucusu olan hükümetler, esnekliği, özellikle de esnek çalışma sürelerini ileri sürmektedir.

Çalışma sürelerinin esnekleştirilmesi, ancak yeni çalışma biçimleri olan esnek çalışma şekillerinin yaygınlaşması sonucunda uygulama alanı bulmuştur. Esnek çalışma şekilleri, geleneksel işçi-işveren ilişkilerini, çalışma yeri, süresi ve şartları açısından önemli ölçüde değiştirmeye başlamıştır. Sanayileşmiş ülkelerin birçoğunda, çalışma sürelerinin belirlenmesinde, bireysel iş yasalarına göre toplu iş sözleşmeleri daha etkilidir. Bununla birlikte, esneklik ve esnek çalışma, günlük, haftalık çalışma sürelerine üst sınır getiren bireysel iş yasaları hükümlerinin değişmesinde ve bu sınırlandırmanın kaldırılmasında etkili olmaktadır.

Özellikle sermayedarlar ileri sürülen görüşlerde, devletçe konulan mevzuat hükümlerinin çok katı olduğu, değişen koşullara uyum sağlayamadığı ve giderek işçi-işveren ilişkilerinde kapalı bir düzene yol açtığı iddia edilmektedir. Patronlar, çalışma sürelerinde esneklik talepleriyle, değişen koşullara uyum sağlayan, ortaya çıkan farklı sorunlara farklı çözümler getirilmesine olanak tanıyan kurallara gereksinim duyduklarını sık sık dile getirmektedir. Bu yaklaşıma göre, devletçe konulan “katı” ve “emredici” kuralların payı azaltılmalı, taraflara daha geniş bir hareket alanı sağlanmalıdır.

Sermaye açısından çalışma sürelerinin azaltılması, hiçbir zaman tek başına bir konu olarak değil, özellikle part-time, yani kısmi süreli, geçici ve belirli süreli çalışmanın yaygınlaştırılması açısından önemli bir fırsat olarak değerlendirilmektedir. AKP Hükümetinin “Ulusal İstihdam Strateji Belgesi”nde de açıkça belirttiği gibi, çalışma sürelerinin esnekleştirilmesi uygulamalarında hedeflenen kamuoyunda part-time çalışma olarak bilinen kısmi süreli çalışmanın yaygınlaştırılmasıdır.

Çalışma yaşamında, uzun bir süre, işçinin “iş görme borcu”nu yerine getireceği, yani işgücünü –şüphesiz karşılığını almadan– kapitaliste kiraladığı zaman itibariyle standart olarak “tam süreli” çalışma yaygın olarak uygulanmış iken, 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren, diğer esnek çalışma yöntemleri ile birlikte “kısmi süreli çalışma” biçimleri artan bir şekilde uygulanmaya başlanmıştır. İstihdamda esnekliği sağlayan kısmi süreli çalışmalar, özellikle kadınlar, gençler ve ek iş yapmak isteyenler gibi toplumun belli kesimlerine yönelik olarak uygulanmaktadır. “Ulusal İstihdam Stratejisi”nde kadın ve gençlerin istihdamının arttırılacağı hedefinin yer alıyor olması, bu kesimlerin tam zamanlı değil, kısmi zamanlı olarak istihdam edilmelerinin planlandığını göstermektedir.

Makalenin devamı için tıklayınız >>

1 2 3

Bu haber Bilimsel, GÜNCEL, MAKALELER kategorisi altında 22 Mart 2012 tarihinde eklenmiştir. "Çalışma Sürelerinin Kısaltılması Üzerine" başlıklı haberimize yapılan yorumları RSS bağlantısı ile takip edebilirsiniz.

Yorum yaz


Site içeriğini kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
Haberlere yapılan yorumlar yorum sahiplerinin sorumluluğundadır, egitimciyiz.com sorumlu tutulamaz.
Bilgi
8