Eğitim Sisteminin Öncelikli Sorunları Değişti mi?

ERG (Eğitim Reformu Girişimi), Haziran 2011 seçimleri sonrasında tüm milletvekilleriyle “Türkiye Eğitim Sisteminin Öncelikli Sorunları” dosyasını paylaşmış ve bazı bakanlar ve partilerin grup yöneticileri ile görüşmeler yaparak sorunları yüz yüze dile getirmişti. Bu dosyada ERG,

1) Tüm çocukların eğitimde haklarını koruma altına alan demokratik bir eğitim ortamının eksikliğine,
2) Eğitimde eşitsizliklere,
3) Okula giden çocukların öğrenme düzeylerinin düşüklüğüne,
4) Ortaöğretimin gençleri kaybettiğine ve
5) Eğitime ayrılan kamu kaynaklarının herkese kaliteli eğitim verilmesi için yeterli olmadığına, dikkat çekmişti.(http://erg.sabanciuniv.edu)

Aradan geçen 3 yıla yakın sürede ve eğitim sisteminin çeşitli kademelerinde yapılan değişikliklere rağmen, bu sorunlarda olumlu bir değişikliğin gerçekleştiği konusunda iyimser değiliz.

Bu tespitleri, çeşitli açılardan test edecek olursak;

Öncelikle, tüm çocukların eğitim haklarını koruma altına alan demokratik bir eğitim ortamının eksikliği hala kendini hissettiriyor. Bu konuda TIMSS-2011 raporunda;

“Dördüncü sınıf öğrencilerine göre okullarda yaşanan zorbalık sıralamasında Türkiye ön sıralarda yer almaktadır. Türkiye bu sıralamada sadece Şili, Fas, Yeni Zelanda, Bahreyn, Umman, Katar, Tayland gibi ülkelerden daha iyi durumdadır. Sekizinci sınıflarda ülke sıralamasında farklılık gözlenmese de okullarda zorbalığa maruz kaldığını ifade eden öğrenci oranı azalmaktadır.” tespitleri yer almaktadır. Yücel, C., Karadağ, E., & Turan, S. (2013, Şubat).

Eğitimde, bölgeler arası ve yerleşim yerlerinin değişik mahalleri arasında bile eşitsizliklerin devam ettiği bilinmekte, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, öğretmen dağılımı, teknolojik donanım vb. gibi ölçütler dikkate alındığında, yıllar içinde ciddi bir mesafe kat edilemediği görülmektedir. Bu durum, TIMSS-2011 raporuna şu şekilde yansımaktadır; “Kırsal bölgelerdeki okullara devam eden öğrencilerin başarısı düşüktür. Türkiye açısından kırsal ve kentsel alanlardaki öğrencilerin puanları incelendiğinde, kentsel öğrenciler lehinde 4. sınıflarda matematik başarısı arasında 56 puan fark varken, 8. sınıflarda bu fark 38 puana düşmektedir. Ancak kırsal-kentsel bölge içeriklerinin ülkeden ülkeye farklılıklar gösterebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.” Yücel, C., Karadağ, E., & Turan, S. (2013, Şubat).

Okula giden çocukların öğrenme düzeylerinin düşüklüğü konusu yapılan onca değişikliğe rağmen, üstesinden gelinemeyen bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. TIMSS-2011 raporunda bu konuda şu tespitler yapılmıştır; “Türkiye ileri düzeydeki bulunan öğrenci oranı yüzdelik açısından sekizinci sınıflarda 10.’dur. Türkiye’deki öğrencilerin dördüncü sınıflarda %51’i, sekizinci sınıflarda ise sadece %40’ı orta ve üstü yeterliliğe sahiptirler. Bununla birlikte üst sıralarda yer alan ülkelerin en alt gruplarının puanları bile bizim orta düzeydeki öğrencilerimizin puanlarından daha yüksektir. Eğitimde üst sıralarda başarı gösteren ülkelerin en belirgin özelliği alt gruplarda yer alan öğrencilerinin puanlarının ülke ortalamamızdan daha iyi olmasıdır. Bu ülkelerin sistemlerinin en dezavantajlı grupları iyileştirmiş oldukları gözlenmekte iken ülkemizde akademik başarısı zaten yüksek olan öğrencilere odaklanma hatasıyla karşı karşıya olduğumuz düşünülmektedir. Başarılı ülkeler en iyiler ile kötüler arasındaki mesafeyi daraltmayı başarabilen ülkelerdir. Ülkemiz hem dördüncü sınıflarda hem de sekizinci sınıflarda alt gruplarla üst grupların puanları arasındaki mesafe en fazla olan ülkeler arasındadır.”

Üst sıralarda yer alan ülkelerin, başarı gruplarından en altta bulunan gruplarının puanları bile bizim orta düzeydeki öğrencilerimizin puanlarından daha yüksek olması düşündürücüdür.

Bununla birlikte önemli bir husus da; eğitimde üst sıralarda başarı gösteren ülkelerin en belirgin özelliğinin, bu ülkelerin sistemlerinin en dezavantajlı gruplarını iyileştirmiş olmaları ve en iyiler ile kötüler arasındaki mesafeyi daraltmayı başardıkları gerçeğidir.

Ortaöğretim sistemimizin gençleri kaybettiği tespiti, değişik araştırmaların konusu olmakla birlikte, sürekli değişen okul türü, bol okul çeşidi, kanayan mesleki eğitim ve sorunlu yükseköğrenime geçiş sistemi ile bu tespiti doğrular niteliktedir.

Eğitime ayrılan kamu kaynaklarının herkese kaliteli eğitim verilmesi için yeterli olmadığı, tespitini ise MEB istatistiklerine dayanılarak hazırlanan şu tablo açık bir şekilde ortaya koymaktadır;

Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesinden Yatırımlara Ayrılan Pay
1997 15,01
1998 30,03
1999 19,15
2000 19,90
2001 19,27
2002 17,18
2003 14,53
2004 9,68
2005 8,27
2006 7,49
2007 6,98
2008 5,66
2009 4,58
2010 6,32
2011 5,85
2012 6,64

Kaynak; MEB 2012 İstatistikleri.

Genel bütçeden, MEB bütçesine ayrılan pay yıllar itibarıyla artmasına rağmen, MEB bütçesinden, eğitim yatırımlarına ayrılan pay ciddi bir şekilde düşmeye devam etmektedir.

Bu durumda, yazımızın başlığında sorduğumuz, “Eğitim Sisteminin Öncelikli Sorunları Değişti mi?” sorusuna olumlu bir cevap vermemiz mümkün görünmüyor.

-http://erg.sabanciuniv.edu/sites/erg.sabanciuniv.edu/files/01032014. Onaylanan.MEB_.yasas%C4%B1na.ERG_.gorusu.3.3.2014.pdf
-Yücel, C., Karadağ, E., & Turan, S. (2013, Şubat). TIMSS 2011 ulusal ön değerlendirme raporu. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitimde Politika Analizi Raporlar Serisi I, Eskişehir.

Abdullah DAMAR / Eğitimci-Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.