Kindar – Cahil – İşgücü

Zekai Ekşi (Eğitimci Yazar) – zekaieksi@mynet.com

Hayatın dinamiğinin değişim olduğunu söyleyebiliriz. Değişim sayesinde insanların ve toplumların geliştiğini, bir üst seviyeye çıktığını tarih serüveni içinde okuyoruz, biliyoruz. Biz şunu da biliyoruz ki değişim gibi görüntüler kimi zaman geçmiş özlemcilerinin açtığı gedikler yüzünden geriye dönüş anlamı da taşımaktadır. Söylemek istediğim, hepimiz biliriz ki her daim değişim vardır; ama şunu da bilmeliyiz ki her değişim toplumda ve insanların yaşamlarında olumluluklara yol açmaz.

Şu kısacık ömrümde öğretmenliğe başladığım yıllardan beri kurulu düzenin yasalarına ve onun yerleştirdiği sisteme karşı siyasiler, eğitim alanında birtakım yeni düzenler önerdi; fakat tutmadı, tutturamadılar.

Kredili sistem dediler: Baktık çok güzel kağıt üzerinde. Öğrenci iki buçuk yılda mezun olabilecek. İstediği öğretmenden ders alacak. Öğrenciye boş zaman yaratılacak, bu sayede öğrenci sosyalleşecek, kendini geliştirecek, tanıyacak vs.,vs…Tutmadı. Neden? O zaman da söyledik, öğrenciye boş zamanını geçirecek mekanlar yaratmazsan, yeterli sayıda öğretmen bulundurmazsan, seçeceği dersleri okutacak öğretmenin yoksa kısaca altyapın yoksa başaramazsın. Bakan kamuoyunda prim dolayısıyla kariyer yaptı; ancak allı pulu sistem teneke bağlanarak kovuldu.

Eğitim sistemimizde ikinci önemli değişiklik 2005’te yapıldı. Önce ilköğretimde sonra da ortaöğretimde. Bu tamamen her şeyin alt üst oluşuydu. Hem içerikte hem de içeriğin sunuluşunda değişiklik. Öğrenci öğrenmeyi öğrenecek, yaratıcı, araştırıcı ,ilgi ve yeteneklerini bu sistem sayesinde geliştirecekti. Çünkü önceki sistemimiz 67 model bir araçla yarışmak anlamına geliyordu. Bu sistem son modeldi, bizi hedeflerimize ulaştıracaktı. Hatta OECD’nin yaptığı sınavlarda, PISA’da, başarılı kılacaktı.

Aslında bu sistem içerik olarak ideolojik bir yenilenmenin teknik olarak yapılandırmacı adıyla, çoklu zeka kuramıyla yani tüm süsleriyle gizlenmesiydi. Aklı başında eğitimciler, bu sistem iyi hoş da önümüzde ortaöğretime geçiş sınavı o günlerdeki adıyla LGS var. Sınavın olduğu yerde bu sistem yürümez dediğinde, evet biz de biliyoruz; bu yüzden sınavları kaldıracağız, dershaneleri gereksizleştireceğiz demişlerdi; ama “baki kalan bu kubbede hoş bir seda” olarak yer aldı. Sınavlar üçe çıktı, ülkenin her yerinde dershane enflasyonu yaşandı. Birçok ilde iki , üç olan dershane sayısı dokuza, ona çıktı.

İlginçtir, buraların öğretmen ihtiyacını Bakanlık, öğretmen atamaları yapmayarak ucuzca sağladı. Alan memnun satan memnun . Her şey otomatiğe bağlandı. Bağlandı ama işte otomatiğe bağlamış olmak iyi işler yapmak anlamına gelmiyor. Öğrenciler sınavlarda sıfır çekiyor. Bu sistemle girdiğimiz PISA’da bazı derslerde bir öncekine göre iyileşme olmakla birlikte, istenen başarıdan uzak olduğu görülüyordu. Sorumlusu? Belli. Hayır, politikacılar değil. Kim peki? Öğretmenler, okul idarecileri hatta yardımcı personel. Yukarıda çizdiğim panorama eğitim sistemine müdahale etmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürdü.

Nasıl mı?

Tüm bu başarısızlıkların sebebi olarak sekiz yıllık kesintisiz eğitim gösterildi. Eğer kademeli hale getirirsek o zaman başarılı oluruz, dendi ve hepimizin bildiği 4+4+4 sistemine geçildi. Şimdi “hayatın kendisi bir tekrardır” saptamasını doğrulatırcasına. popülist bir tavırla dershanelere savaş açıldı; geçmişte de bu yapıldı? Okul yöneticileri denetlemeye tabi tutuldu, bunların sonucunda soruşturmalar açıldı; geçmişte de yapıldı. Okullar toplumun hizmetine açılacak dendi, yedi gün yirmi dört saat hizmet verecek dendi; bunlar geçmişte de dendi. Bu sistemle sınavları kaldıracağız dendi; arkasından olgunluk sınavı koyacağız, olmadı birden fazla sınav koyacağız dendi; bunlar geçmişte de yapıldı. Listeyi uzatmaya gerek var mı?

Hiçbiri sorunu çözmeyecek. Çözmeyecek; çünkü çözmek amaç değil; amaç tüm bu sorunlar içerisinde kindar ve cahil, ucuz iş gücü yetiştirmektir. Benim yapılan bu değişikliklerden çıkardığım sonuç budur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.