Öğretmenler Neden Şiddete Maruz Kalıyor?

Hedef gerçekleşiyor. Yıllardır öğretmenlik mesleğine yönelik yapılan itibarsızlaştırma çalışmaları meyvesini vermeye başladı.

Son 10 yıldır her fırsatta “öğretmenler çalışmıyor, aldıkları parayı hak etmiyor, yan gelip yatıyor, öğretmenler başarısız, öğretmenler okeye dördüncü olmak için okuldan koşarak uzaklaşıyor” diyenler sanırım galip geldi.

Veli artık okula hal hatır, öğrenci durumu sormaya değil, “hesap sormaya” geliyor.

Müfettişler okul denetimlerini, “soruşturma için hazır gelmişken” yerine getiriyor.

Sokaktaki vatandaş öğretmenlerin “3 ay” olduğu iddia edilen tatilini lanetliyor.

Haber sitelerinin klavyeleri her gün “öğretmene müjde!” vermekten aşınırken, diğer meslek grupları öğretmene sebepsiz düşman oluyor.

ÖĞRENCİ NE DÜŞÜNÜYOR?

Öğrenci ise maalesef ev ya da sokak ortamına baskın gelemeyen okulu artık sıkıcı bir zorunluluk olarak görüyor.

Çoğu zaman dışarda geçireceği zamanı okula gitmeye tercih ediyor. Öğrenciler devamsızlığın “sorun” olmadığını biliyor. Sınıfta kalmayacağını, en azından notun herhangi bir önemi olmadığını, hatta “disiplin” denen şeyin “göze sürme” – kağıtta bir prosedür olduğunu anlıyor.

Evdeki konuşmalardan ve Bakan’ın açıklamalarından öğrendiği kadarıyla, canı istediğinde cep telefonundan 147‘yi arayıp istediği öğretmeni isim vermeden şikayet edebileceğini biliyor.

Öğretmenini arkadaşları önünde küçük düşürüp onunda dalga geçtiğinde öğretmenin ona dokunamayacağını, hatta öğretmen kendini azarlarsa kolayca “rencide” olacağını düşünüyor.

Ya eli bıçak tutacak yaştaysa?

O zaman da dilediği öğretmenini tehdit edip öldürebilmenin dayanılmaz hafifliğini hissediyor. En azından biliyor ki; zaten toplumun artık düşman olduğu bir öğretmenin kaybı Alex kadar gündem olamayacak, olay iki günde unutulacak…

SUÇLU ÖĞRENCİ Mİ?

Öğrenciyi veya veliyi suçlamak en kolay yol.

Sormak lazım, bir anda “ihtiyaç fazlası” olan, yem bekleyen güvercinlere benzetilen, çalışmayan/tembel ilan edilen, 3 ay yattığı belirtilen, aldığı para haram farzedilen, veliyi üzeni ben de üzerim denilen öğretmenlik mesleği ne zaman bu duruma geldi?

Kimler eli öpülesi öğretmenlere bu hakaretleri etti?

Kimler öğretmene maaş gününü hesaplatıp, öğretmeni aynı takımı/elbiseyi giymek zorunda bıraktı?

Kimler göz yumdu ve bazı öğretmenlerin mesleğini istismar etmesine, mesleği içten bitirmesine imkan verdi?

Yanıtın yok mu?

Eğer bu soruya doğru ve net bir yanıtın yoksa sorun da yok; öğrenci de suçlu değil, veli de suçlu değil, “yukardakiler” de suçlu değil…

Eğer tüm yaşananlara rağmen bir yanıtın yoksa,

Nazım Hikmet‘in de dediği gibi;

“… kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!”

Mehmet KATRANCIOĞLU
Eğitimci / Editör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.