» Kût’ül-Amâre Kutlamalarını Kim Kaldırdı?  » Asker Üniformalı Gösteriye İnceleme  » Danıştay: İş Bırakma Sendikal Faaliyettir  » Ortaylı: “Müfredatı Hazırlayanlar Düşük”  » Kutlu Doğum Haftası Kaldırıldı mı?  » Kursiyerlere Ek Ders Ücreti Ödenecek mi?  » MEB: “Saatle İlgili Çalışmamız Yok”  » Eğitim Sen’den Pisa 2015 Raporu  » 2017 Nöbet Görevi Ücreti Artıyor  » Eğitim Sen: Diyarbakır’da Tüm Üyelerimiz Göreve Döndü  » Dersler Daha Geç Başlayacak  » 8 Kentte Kar tatili  » TBMM Genel Kurulunda Terör Kınandı  » Artvin’de ve Giresun’da Okullar Tatil  » O İlde Okullar Bir Gün Tatil Edildi  » Türkiye Okuduğunu Anlamıyor!  » 934 Öğretmen Daha Göreve İade Edilecek  » Türkiye PISA 2015’te Sınıfta Kaldı  » Eğitim İş MYK’dan Eğitim Sen’e…  » 2017’de Hangi Günler Tatil?  » MEB: Hababam Sınıfını İzleyin  » Ekmek ve Kirada Alım Gücü Geriledi  » 1500 Engelli Öğretmen Atanacak  » Eğitim İş: “Başkanlık Sistemine Hayır”  » Greve Ceza AİHM’den Döndü  » Üç Yeni Sınav Görevi  » “Tazminatlar Dayanışmaya Aktarılacak”  » Yeni EBA Yayında  » Türk Eğitim Sen: “Başkandan Memur-Sen’e Ayar”  » İlk ve Orta Dereceli Okullar Tatil Edildi 
Eğitim Haberleri

Sendikal Demokrasi ve KESK

A+  A- Sendikal Demokrasi ve KESK

Şükran DOĞAN

KESK ve bağlı sendikaların üyeleri, yöneticileriyle sendikalarımızı tanıyanlar bilirler ki, kuruluş yıllarında slogan olarak kalmayıp hayata geçirilen; kararların olabildiğince iş yerleri ve şubelerden süzülerek gelmesi, sendikal demokrasinin bu yönüyle işletilmesiydi. O dönemde mücadelenin iş yerlerine dayanması, canlılığı ve pratik hayat karar süreçlerinin demokratik işleyişini zorunlu kılıyordu. Yıllar içinde; üyenin, iş yeri temsilcisinin, hatta şube yöneticilerinin yerine kendini koyma, kitle çalışması dahi yapmadan onlar adına karar alma, tercih edilen karar alma biçimi haline gelmiştir. Hak kazanmayı, sonuç almayı hedefleyen istikrarlı mücadele programları yerine, kadrolarla sınırlı kalan protestocu ve “çatışmacı” tarzda ısrarın doğal sonucu olarak, somut kazanımlar çok cılız kalmıştır. İş yerleri ve emekçilerden kopuk bu tarz, sendikalarla üye olan/olmayan kitle arasındaki bağın gittikçe zayıflamasını kaçınılmaz kılmış, sendikalara olan güvensizliği kronik hale getirmiştir.

Ortaya çıkan bu durumda, başka bir çok içsel etkenin yanı sıra, siyasi iktidarların KESK’e yönelik baskıları, siyasi iktidarlar tarafından kurdurulan ve büyütülen sendikaların olumsuz propagandaları vb birçok etken sayılabilir. Ancak konumuz gereği, sendikal demokrasi ve bunu sağlamak adına son genel kurullarda yapılan tüzük değişiklikleri ile sınırlı kalınacaktır.

KRİZ VAR AMA…

Uzunca bir zamandır KESK ve bağlı sendikalarda; sendikaların, emek hareketinin içinde bulunduğu krizden söz edilmekte, nedenleri, krizden çıkış yolları üzerine tartışmalar yapılmaktadır. Ne yazık ki bu tartışmalar, sendika organlarının gündemi olamamaktadır. Yıllardır zaman zaman talep edilmişse de merkez yöneticilerinden oluşan KESK’in Danışma Meclisi’nde dahi bu konu tartışılamamıştır. Sonuçta tartışma yürüten sendikal anlayışlar ve tüm kesimler, sendikal krizin varlığında ortaklaşırken, krizden çıkış yollarında bu ortaklık sağlanamamıştır. Son genel kurullarda önerilen tüzük değişiklikleri de krizden çıkış adına önerilmiştir!

EĞİTİM SEN TÜRKİYE MECLİSİ

Sendikal kararların emekçilerin en geniş kesimine maledilmesi sendikal demokrasinin gereğidir. KESK Kongresinde, iddia edildiği gibi sendikal demokrasi adına mı hareket edilmiştir? Tüzük değişikliği için süreç böyle mi işletilmiştir? Karar organı haline getirilen KESK Meclisi, genişletilmiş bir karar organı mıdır? Bunlara cevap vermeden önce, gelişmeleri kısaca paylaşalım. Eğitim Sen Genel Kurulunda, şube başkanlarından oluşan Başkanlar Kurulu, merkez kongreden seçilecek 17 kişinin eklenmesiyle Eğitim Sen Türkiye Meclisi’ne dönüştürülmüştür. Meclis, karar organı haline getirilmişse de yürürlüğü sonraki kongreye bırakılmıştır. Şubelerden seçilen başkanlara 17 “kadro”nun eklenmesi, örgüte güvensizliğin göstergesi olduğu gibi, karar süreçlerinin demokratikliğinin sendikal dinamiklere daha fazla yer açılarak sağlanması, sendikal demokrasiyi kendinden menkul görmenin ürünüdür. Ayrıca örgütün tartıştığı tüzük değişikliği maddeleri ile kongreye sunulan temel maddelerin aynı olmaması, önerilecek değişiklik maddelerinin son halinin örgüte gönderilmemiş olması, delegelerin kongrede bilgilenmeleri de ayrı bir demokratik işleyiş örneğidir!

SENDİKAL BÜROKRASİYİ GELİŞTİREN BİR TUTUM

Eğitim Sen tartışması sürerken, KESK’te tüzük değişikliği isteyenlerin önerilerini, sendika merkez yönetimleriyle paylaşmamaları, şubelere iletilmesini sağlamamaları, daha da vahimi KESK Yönetim Kurulunun gündemine dahi getirmemeleri sendikal demokrasiyle nasıl bağdaşıyor? Bu işleyiş sağlanmadan, kongrede parmak hesabı ile temel tüzük değişiklikleri yapılırken, bu değişiklikleri kürsüden KESK’in 2. kuruluşu olarak ifade etmek -bir kez daha söylenmelidir ki- en hafif deyimle her şeyi kendinden menkul görmektir. Böyle oluşturulan tüzüğün örgütten daha çok, ittifak yapan dinamiklerin tüzüğü olacağı da açıktır. Bu tutum yönetenlerin yönettiği her yere ve her durumuna yansır ki, bu da sendikal bürokrasiye tekabül eder.

2011 genel kurulları, sendikalarda bürokrasinin gelişmesine yönelik tutumların daha güçlendiği genel kurullar süreci olmuştur. Kimi sendikalarda merkezi ittifakla elde edilen delegasyon gücüne dayanılarak tüzüksel değişiklikler yapılmış, kimi sendikalarda bu girişimler kısmen ertelenmiştir. Delege çoğunluğuna dayanarak böyle değişikler yapmak da, bugüne kadarki tüm karşı çıkış noktalarını iktidar uğruna yok saymak da değerlendirmeye muhtaçtır. Böyle “yukarıdan” müdahalelerle oluşturulmaya çalışılan hukuk, olsa olsa örgüte yabancılaşmanın hukuku olur.

Burada hatırlatma notu düşmekte fayda var; bugün karar organlarını genişlettiklerini söyleyenler; yasa sonrası 2001 yılındaki kongrede bu satırların yazarının kürsüden ifade ettiği, birçok delegenin katıldığı, Danışma Meclisi ve Danışma Kurullarının karar organları olması ve bileşenleri açısından isimlerinin yer değiştirmesi önerisini dahi yine delege çoğunluğuna dayanarak reddetmişlerdi. MYK tek karar organı olmuştu. Sonrasında ise Danışma Meclisi ve Danışma Kurulunun karar organı gibi işletilmesi önerileri hep şöyle yanıtlanmıştı: “Burası karar organı değil!”

KESK GENEL MECLİSİ

Yapılan tüzük değişikliğiyle KESK Yönetim Kurulu, KESK Yürütme Kurulu haline getirilmiş, Genel Kuruldan sonra en yetkili karar organı KESK Genel Meclisi olmuştur. Meclis, konfederasyon genel kurulunun sendika üyeleri arasından seçeceği 50 üye, KESK Yürütme Kurulu ve sendika genel başkanlarından oluşturulmuştur. Merkez Disiplin ve Denetleme Kurulu üyeleri çalışmalara katılıp görüş sunabilecektir. KESK Meclisi yılda en az üç kez olağan toplanacak, kararlar katılımcıların salt çoğunluğu ile alınacaktır. Meclis oluşturulması için verilen önergenin gerekçesi şöyle başlamaktadır; “Demokratik katılımcılığı esas alan KESK Genel Meclisinin oluşturulması…”

YEREL KARAR SÜRECİNİN DIŞINA İTİLDİ

Demokratik katılımcılık için, karar süreçlerine en geniş emekçi katılımını sağlamak sendikalar için son derece önemli ve gereklidir. Sınıf sendikacılığını savunan ve hayata geçirme iddiasında olanlar için zorunludur. Bunun için tüzüksel güvence önemlidir. Tüzük hükümlerini uygulamaksa daha önemlidir. Sorun şudur ki, örgütün bihaber olduğu temel tüzük değişiklikleri yapmak ne kadar demokratiktir? Sendikaların yerelinde seçilen şube/temsilcilik başkanlarını, yöneticilerini, merkez yöneticilerini yok sayarak, belki bir kısmı iş yeri temsilcisi veya herhangi bir organ sorumluluğu olmayan ama alacağı tüm kararlar sendika organları aracılığı ile hayata geçirilecek olan 50 “kadro”nun seçilmesi ne kadar demokratiktir? Burada sorun sayı sorunu değildir. Sayının az veya çok olması yapılan işin niteliğini değiştirmemektedir. Sorun, karar süreçlerini demokratikleştirmek adına yola çıkanların, ne kadar demokratik ve “çoğulcu” bir tüzük oluşturduklarıdır. Şube ve temsilcilik gibi yerel organları karar sürecinin dışına iten, karar alanlarla, kararı hayata geçirecek olanları birbirinden yalıtan bu anlayış, bürokrasinin yeni biçimi olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır. Kendi grupsal ihtiyaçları üzerinden şekillendirilmiş, kadroların istihdamına zemin hazırlayan organlar örgütte yeni sorunları beraberinde getirecektir. İttifak yapan “ikilinin” 50 kişilik meclisi 21/24 olarak paylaşması, oluşturulan organın ne kadar demokratik ve katılımcı olduğunu göstermektedir.

ESKİYE RAĞBET Mİ?

Esasen “yeni KESK Meclisi” olarak sunulan organ, zaafları süreç içinde açığa çıktığı için değiştirilen eski GYK’dan (Genel Yönetim Kurulu) farklı bir organ değildir. KESK’in kuruluşunda oluşturulan GYK, sayısı farklı olsa da aynı bileşenlerden oluşuyordu. İşleyişte, sendikaların getirdiği kararlarla o sendikaların üyesi olan GYK üyelerinin önerileri tezat olabiliyordu. Kaldı ki mücadelenin daha güçlü olduğu, sendikaların ortak çalışmayı ve mücadeleyi örgütlediği bir dönemdi. Öyleyken bile işleyiş problemleri bilindiğinden yasa sonrası önerilmemişti. Aradan 10 yıl geçti aynı yere geri dönüldü. KESK Meclisiyle daha demokratik değil, aksine sendikaların kendi karar organlarını dahi dışlayan bir işleyiş yaşanacaktır.

KESK Meclisi, Yürütme Kurulunda “kontenjan verilemeyen”, sendika organlarında yer alamayan veya sınırlı yer alan sendikal anlayışlara alan, “kadrolara istihdam” yaratılma organı olmuştur. 2008 kongresinde karar altına alınan ancak hayata geçirilemeyen “daireler oluşturma” da benzer anlayışın ürünüydü. Mücadele içinde olan her sendikal anlayış her kademedeki organda yer alabilir, konu bu değildir. Sorun, sendikal anlayışların delege çoğunluğuna dayanarak bu organlarda yer dağıtmasıdır. Bu yaklaşımın varacağı yer, niyetten bağımsız da olsa yönetişimci bir anlayışa tekabül eder ve 68 kişiden oluşacak KESK Meclisinde bir-iki olmanın ötesine gitmez. Sonuçta “kararlara siz de katıldınız, görüş bildirdiniz” olur. Bu nedenledir ki, yönetimde yer alan DEMEP, DSD ve Sendikal Birliğin bir parçası ile yönetim dışından KSİ ve SDH dışında hiçbir sendikal anlayış KESK Meclisine aday vermemiştir.

ŞEKLİ DEĞİŞİKLİKLER HAYAT BULMUYOR

KESK’in örgütlenme, eğitim, yetkili sendika olma, talepleri kazanmayı hedefleyen istikrarlı bir mücadele programı oluşturma ve hayata geçirme, grev ve TİS mücadelesini yeniden büyütme, sendikaların ortak talepleri üzerinden mücadeleyle kendi içinde birleşik bir KESK yaratma, kadın emekçilerin özgün sorunları ve talepleri üzerinden ısrarlı bir mücadele örgütleme, demokrasi mücadelesini çekinmeden iş yerlerine taşıyan ve büyüten bir örgüt olma gibi sorunlarının tüzük değişiklikleriyle aşılamayacağını bir kez daha hatırlatmak gerekli. Örgüte mal edilmeyen, örgütsel mutabakat aramadan yapılan şekli değişikliklerin hayat bulmadığını, sorunların aşılmasına hizmet etmediğini KESK tarihi birçok kez göstermiştir.

Bunu nedenle, kongre salonunda; “Tüzüğün örgütte tartışılmadığından hareketle seçilecek MYK’nın 6-8 ay içinde tüzük kongresi hazırlaması, tüzük illa böyle geçsin isteniyorsa var olan delegelerle yapılacak tüzük kongresinde bu maddelerin yine geçebileceği ama bu sürede örgütün tartışmış olacağı” ısrarla vurgulanmasına karşın, bu öneriler delege çoğunluğunu ellerinde bulunduranlar tarafından kabul edilmemiştir.

Sonuç olarak; “eskiyen iktidar” biçimi yerine yenisini ikame etmek, her zaman yeniyi ifade etmemektedir. Yönetimlerde çoğunluk sağlamaya dönük “iktidarlaşma” yeni iktidar anlayışının temel paradigmasının merkezinde durmaktadır. Örgüt içi demokrasi, karar alma süreçlerinin demokratikleştirilmesi söylemleri de bu yaklaşımlarla berhava olmaktan kurtulamamaktadır.

DANIŞMA ORGANLARI

Danışma Meclisi: KESK Genel Meclisi, KESK Yürütme Kurulu, Sendikaların Merkez yöneticileriyle sendikaların şube başkanlarından oluşacak. DM yılda bir kez toplanacak ve KESK Genel Meclisine öneri sunacak. KESK Kadın Meclisi: KESK kadın sekreteri, KESK kadın birimi, sendikaların merkez kadın sekreterleri ve bağlı şubelerin kadın sekreterlerinden oluşacak. Yılda bir kez toplanarak, dönemsel politikaları tartışıp programlar yapacak KESK Genel Meclisine öneri sunacak

Bugüne kadar işlemeyen ‘Uzmanlık Daireleri’nin yerini “Çalışma Birimleri” alacak. Bu birimler uzman çalıştırabilecek. KESK Genel Meclisinin seçilmiş üyeleri zorunlu olarak en az bir çalışma biriminde görev alacak. Tüm bu organlar için yönetmelikler hazırlanacak.

KADIN KOTASI BAŞKA BAHARA

KESK’te kadın kotası hep tartışmalı bir konu olmuştur. Bu tartışma sadece kota olsun, olmasın tartışması olmamıştır. Kotayı savunanlarda kotayı nasıl uygulayacaklarına bir türlü karar verememişlerdir. Önce tüm organlarda ayrı ayrı yüzde 30 kabul edilmiş, sonraki yıllarda tüm organların toplamında yüzde 30 yapmışlardır. Bu değişiklikler, hem kota isteyip hem de kadın aday göstermeyenlerin ya da sınırlı aday gösterenlerin dönemsel ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiştir. Bu kongrede de aynı anlayışlar yeniden değişiklik yaparak “Her organda ayrı ayrı en az yüzde 40 oranında kadın kotası uygulanır” hükmünü tüzüğe koymuşlardır. Ancak, tüzüğe geçici bir madde ekleyerek ve gerekçesinde “yapılan değişiklikle ilgili seçime dönük gerekli çalışmaların tamamlanmamasından dolayı” denilerek, sadece kadın kotasıyla ilgili tüzük maddesinin uygulanması, sonraki seçimli genel kurula bırakılmıştır. KESK Meclisine 21 kişi vermişler ama kadın kotasını uygulamayı başka bahara bırakmışlardır. Neden sorusunun cevabı, KESK MYK’sının bileşenlerine bakıldığında anlaşılacaktır. Eğitim Sen ve KESK tüzüklerini değiştirenler aynı anlayışlar olmasına rağmen, kotanın KESK’te yüzde 40, Eğitim Sen’de yüzde 30 olarak belirlenmesi, kotanın oranıyla sürekli oynanması ve son olarak uygulamanın ertelenmesi değerlendirildiğinde bir samimiyet tartışması yapmak kaçınılmaz olmaktadır.

Bu haber GÜNCEL, SENDİKA kategorisi altında 14 Temmuz 2011 tarihinde eklenmiştir. "Sendikal Demokrasi ve KESK" başlıklı haberimize yapılan yorumları RSS bağlantısı ile takip edebilirsiniz.

Yorum yaz


Site içeriğini kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
Haberlere yapılan yorumlar yorum sahiplerinin sorumluluğundadır, egitimciyiz.com sorumlu tutulamaz.
Bilgi
7